Röp. Filiz Acar
Onunla tanışmamı Helimişi Xasani’ye borçluyum. Skani Mjora ekibinin romantik Laz Şair Helimişi için düzenlediği şiirli anma gecesinin müzikli konuklarıydı onlar: Erdal, Mehmet, Kurtuluş üçlüsü. Erdal, o gece Lazca ezgileri salonda bulunanların üzerine serperken kemençe ve gitar da yüreklerin pasını alıyordu.
Bu sizin ilk albüm çalışmanız. Daha önce nerelerdeydiniz?
Ben on üç yıldır müzik yapıyorum. Lise çağlarında öğretmenler gününde oluşturulan halk müziği korosunda solistlikle başladım, yıllarca barlarda Anadolu rock söyledim. Bunların içinde Moğollar ve Cem Karaca gibi ustaların yanı sıra kendi bestelerim de vardı. Derken bir gün kendi sesimizi bulalım, kendi kültürümüze hizmet edelim, Laz müziği- Karadeniz müziği yapalım dedik ve albüm çalışmasına girdik.
Lazca söylemeye ne zaman başladınız?
Yıllardır Lazca söylüyordum zaten ama yoğunluklu çalışma süreci bir buçuk – iki sene önce başladı. Son yedi aydır da albümün stüdyo çalışması var. Lazca şarkılar ve albüm fikri birbirine paralel gelişti diyebilirim. Tabii Lazca parçaları bulma ve derlemeler konusunda en büyük destek İsmail Bucaklişi’den geldi.
Albüm kaç şarkıdan oluşuyor, kaç dilde söylüyorsunuz?
Albümde on iki şarkı var. Bunların beşi Lazca, bir tanesi Megrelce ve altı tanesi de Türkçe sözlü Karadeniz müziği. Lazca şarkılardan birinin (Çonaşk’imi - ışığım) söz ve müziği bana ait, bir de Helimişi Xasani’nin bestesi (Uça biç’i –esmer çocuk) var ki ilk kez gün ışığına çıkıyor. Kısaca dinleyicileri sıfır kilometre şarkılar bekliyor. Albümümüz Metropol Müzik etiketli.
Albümün ismi Zifona, Lazca’da ne anlama geliyor?
Zifona, denizden kopup gelen fırtına anlamında. Albümün ismi ritmiyle uyuşuyor. Bizim müziğimiz de öyle fırtına gibi. Bunu literatüre kazandırmak da önemliydi. Zifona denizden çıktı mı önünü kesmek mümkün olmuyor. Bizim de önümüzü kimse kesmesin istiyoruz. Zifona’yı arkamıza alıp ilerlemek istiyoruz. Ben sonuçta Laz’ım ve bu müzik için samimiyetle bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
Erdal Bayrakoğlu’nun yol arkadaşları kimler peki?
Bizde her şey ekip çalışması olduğu için bölüm bölüm, ama sahne ekibi altı kişiden oluşuyor. Düzenlemeleri Mehmet Yöntem ile Özkan Tanrıverdi yapıyor. Engin, sonradan bizim grubumuza katıldı. Davul çalıyor. Doğan zaten yıllardır birlikte çalıştığım arkadaşım. Anadolu rock yaparken de birlikteydik. İsmail tulum, Kurtuluş da kemençe çalıyor. Grupta Laz olmayan arkadaşlarımız var tabii. Zamanla bize benzemekle birlikte Mehmet; Konyalı, Doğan Bolulu ve Engin de Eskişehirli. Büyük bir uyum içinde çalışıyoruz.
Grubun “en” leri var mı?
Var tabii. Kurtuluş “en kemençeci”, aynı zamanda “en Laz”. “En sinirlimiz” Mehmet’tir mesela. “En yok””umuz Doğan. Engin’in daha ne olduğunu bulamadık ama “en genç” diyebiliriz. İsmail, en sempatik, ben de en solistim.
Kendi tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz?
Şu anda biz etnik müzik yapıyoruz. Etnik rock ya da Lazca rock diyebiliriz. Otantik enstrümanlarla birlikte batı enstrümanlarını da kullanıyoruz. Yani tulum- kemençe de var içinde ama elektro gitar, bas gitar, davul da var. Bundan sonraki yol haritamızı Karadeniz ve Laz müziği üzerine yoğunlaştırmayı düşünüyoruz. Bunun için de Karadeniz’e gidip bol bol derleme yapmak istiyoruz.
Hangi kaynaklardan beslenmeyi düşünüyorsunuz?
En yakınımda dedemin babası var. Bölgede doğaçlama söyleme yeteneğine sahip çok meşhur bir ozanmış. Hemşinliler’le zaman zaman bir araya gelip birbirlerine türkü atarlarmış. Hopa’dan, Arhavi’den,Pazar’dan toplantılara çağrılırmış. Onun türkülerini dedemizden ve halalarımızdan çok dinledik ama bunların üzerinde çalışmak gerekiyor. Şu saatten sonra bizim bütün dünyamız Laz ve Karadeniz müziği. Bunu geliştirmek, üstüne bir şeyler eklemek istiyoruz, aynı seviyede gitmenin bir anlamı yok. Amacımız ileriye, daha ileriye taşıyabilmek. Otantik müzik, bundan farklı bir kulvar zaten.
Kazım Koyuncu’nun müzikte başlattığı bir rüzgar var. Sizin için bayrağı devraldı diyebilir miyiz?
Bayrağı devraldık, evet ama benim Kazım’ın boşluğunu doldurmak ya da Kazım’ın yerine geçmek gibi bir amacım yok. Böyle bir şey ne haddim, ne de isteğim var. Kazım, benim de arkadaşım- dostumdu. Böyle bir şeyi zaten kaldıramam. O, Laz müziğini bir yerden alıp bir yerlere taşıyan insandır. Bu kadar insan bugün Laz müziği dinliyor ve hangi dilden olursa olsun konserlerde “dido u nana” yı ezbere söylüyorsa bu onun başarısıdır. Bunu yapan bir insanın hakkını vermek lazım. Bayrağı taşımak şu anlamda olabilir: Sonuçta bu kültüre hizmet eder konumdayım. Ben buna adayım. Kararı beni dinleyenler verecek.
Siz müziğinizle Lacza ve Laz kültürünün korunması yolunda da önemli bir misyon yüklendiniz o zaman....
Bunun farkındayız. Süreç ne getirecek şu anda daha kestiremiyoruz ama kendimizi bunu kaldırabilecek güçte hissediyoruz açıkçası. Bu mücadele sürecek.
İstanbul’daki dinleyiciniz sizi tanıyor. Lazona’dakilerden nasıl bir tepki bekliyorsunuz?
Biz müziğimizi hep İstanbul’da yaptık. Daha onlarla hiç tanışmadık. Bakalım bizi nasıl karşılayacaklar. Onlarla Arhavi Festivali’nde tanışacağız. Bizim Laz insanı kendisinden olanı bağrına basıyor. İnanıyorum ki; onlardan biri olduğumuz için “bizim çocuklar” deyip dinleyeceklerdir.
Nasıl bir yol haritası çiziyorsunuz kendinize. Konserler ve yeni projeler...
Ağustos’un 26’sında Barışarock Festivali, 29’unda da Bakırköy Özgürlük Meydanında Bağımsızlık Şenlikleri var. Oralarda sahne alacağız. Bakırköy’deki şenliklerde son altı yıldır yer alıyoruz. Bu yüzden belli bir kitlemiz var zaten, bizi seven ve takip eden. Memleketle ilk ciddi buluşmamızı da Arhavi Festivalinde gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Bizim için bu bambaşka bir heyecan tabii.
İleriye yönelik çalışmalarımız arasında sadece destanlardan oluşan bir albüm yapma fikri var. Bunu benim albümümde vokal yapan dört arkadaşla hayata geçirmek istiyoruz. Benim sesim destana pek gitmiyor. Biraz sert kalıyor. Albümdeki destan parçasını da biraz modernize ederek altyapılı çaldık. Bu ilk defa deneniyor sanırım. Amaç Laz müziğini evrensel boyuta taşımak.