20 / 05 / 2012 - Pazar

Son Güncelleme03:08:50 AM GMT

Buradasınız: Tarih ve Kültür Makaleler Lazona’nın düş kışları, kış düşleri

Lazona’nın düş kışları, kış düşleri

Filiz Hocaoğlu
Haber bültenleri İstanbul’da başlayacak yoğun kar yağışından ve Sibirya soğuklarından bahsediyordu bir süredir. O gün kendisi de işyerinden normal mesaiden bir saat önce hareket eden servisle eve gelmiş ve hemen televizyonu açmıştı. “Olumsuz hava koşulları nedeniyle okullarda yarıyıl tatili bir hafta  daha uzatıldı” diyordu sunucu. Bir sandalye çekip oturdu camın kenarına... Dışarıda lapa lapa yağan kara baktı bir süre. Köyünün ilkokulunda okuduğu yılları hatırladı.

 

Karın çok yağdığı o zamanlarda okulu tatil edebilecek tek otorite vardı: Anneler, diye düşündü. İçinde tarifi mümkün olmayan hisler uyanmışken sanki bir el dokundu omzuna ve ‘gel’ diye fısıldadı kulağına. Aynı el aldı onu, yıllar öncesindeki bir köy evinin ahşap penceresinin önünde duran divana oturttu ve ‘bak’ dedi. Söyleneni yaptı. Başladı çocuk gözleriyle oturduğu yerden etrafa bakmaya...  

Laz çocukları için mutluluğun resmi
Yedi çocuklu bir ailenin en küçüğüdür. Güne heperken başlayan annesi, bir sabah “E berepe a moyselit do shadit ele. Mturi konoborku” (Çocuklar kalkıp bir bakın hele. Kar saçağa dayandı) diye seslenir çocuklara. Kardeşleriyle birlikte telaşla fırlar yataktan. Her zamanki gibi hazırlanıp okula gideceklerdir, ama Nana’nın  çocukları köyün bir ucundaki okula göndermeye hiç de niyeti yoktur. Tabii yetki ondadır. “Böyle bir havada okula gidemezsiniz, hem bakın kapanla kuş yakalarız” der. Çocukları vazgeçirmeye yönelik vaatler bu kadarla da bitmez. “Edi, (Babaanne) size kada pişirir, o çok sevdiğiniz pekmezli helva toplarından yapar, ben de elde doğrayıp sütlü makarna yapacağım” diye ekler. Nana’nın  yedi çocuklu bir laz kadını olarak adı gibi emin olduğu bir şey varsa o da kuş yakalama fikrine hiçbir çocuğun kayıtsız kalamayacağıdır. Operasyon bir elek ya da plastik leğen bulmakla başlar. Hedef, soğuktan korunmak için Serende’nin (Ambar) saçaklarına sığınan küçük serçe kuşlarının en alımlısı ve en kurnazı olan ‘kravatlı sarı kuş’ tur (Çançurina). Bir metreyi çoktan aşmış olan karın üzerine bir avuç bulgur ya da mısır unu serpilir. Kevgir iple bağlı odunla kapan haline getirilir. İpin ucu camın arkasında duran çocuğun elindedir. Her tarafın bembeyaz örtüyle kaplandığı doğada kolay yiyecek bulamayan serçe kuşları karın üstünde altın gibi parlayan mısır ununu çabuk fark eder. Yemi yemeye geldiğinde de ip çekilir ve kapak kapanır. Yaşasın! kuş kafestedir artık. Genellikle bir süre sevildikten sonra tekrar salıverilen serçeler (Nshana) bazen de yahniye malzeme olur. İşin en acıklı tarafı işte budur.  Her şeye rağmen “kuş yakalama” laz çocukları için mutluluğun resmidir. Ve bu sadece okula gidilmeyen günlerin özetidir. Okul yolunda yaşanan maceraların en güzeli ise tertemiz karın üstüne kendini atıp şekil çıkarma denemesidir. Bir de ortaokul ve lise çağında kapanan köy yolunda ilerlemeye çalışan eski minibüsler ve onu iten ağabeylerin hali görülmeye değerdir.

Kış, çocuk düşlerini ısıtır
Kış, büyük insanları korkutabilir ama çocukları gülümsetir. Hatta kışın en az çocuklar üşür. Ne kadar güzden hazırlıklı da olsalar  - Kasalarla alınıp imece usulüyle şaka şenlik ayıklanan hamsiler tuzlanmış, bidon bidon turşular hazırlanmış, üzümle hurmadan pekmezler kaynatılmış, hatta armut ve dut sirkeleri kaplardaki yerini almıştır - anne babalar ya kar çok yağar da çatı çökerse diye endişelenirler. Çatıdaki karları küremek ustalık gerektiren bir iştir. Kiremitleri kırmamak için adım attığın yeri iyi hesaplayacaksın. Bu yüzden çatıda kürekle kar temizlemek çocuk işi değildir. Onu büyükler halleder. O tamam ama  kardan adam yapmayı ya da karda kaymayı da yasaklayamazlar herhalde...

Büyük ağabey her kış yaptığı gibi hemen karda kayak hazırlıklarına başlar. Tahtalar veya kalın naylonlar bu iş için birebirdir. Meyilli olan bahçe genç kayakçıları beklemektedir. İkili üçlü dizildiler mi ağabeyin arkasına uçmak için kanat istemez. Çocuklara bir türlü söz dinletemeyen Nana, her zamanki gibi “Colat do goyragadat, goysakatatere, amseri oxorişe va amaxtati? “ (Düşüp bir yerlerinizi kıracaksınız, akşam eve gelmeyecek misiniz) diye istediği kadar tehdit etsin, bu coşkudan alıkoyamaz onları. Akşam olur tabii. Eve girilir. Olsun, orada nasıl olsa başka bir sığınak vardır: Babaanne. Edi, o meşhur pekmezli helva toplarını hazırlamış, sütlacı kaynatmış, her biri adam doyuran cinsten sarmaları pişirmiştir. Ekmekten arta kalan zamanlarda da hiç boş kalmayan kuzinanın fırınında da ya patates, ya tatlı kabak (Kastane), ya da elma kızarmıştır üstelik...

Her gece yeni bir masal
Köyde akşamları genellikle elektrikler kesilir, hayat gaz lambasının ışığında devam ederken sözü babalar alır “Siz her yönden daha şanslısınız. Bizim zamanımızda bırakın elektriği gaz lambasını da annelerimizle paylaşmak zorunda kalırdık. Biz idare lambasının ışığında ders yapmaya çalışırken anneler süt taşmasın diye onu da dakika başı önümüzden alırdı” diye devam eder, yokluk zamanlarını hatırlayarak gözleri dolardı. Elektrikler kesik olduğu için gaz lambasının ışığında akşam yemişleri yenirken “el üstinde kimun eli” ya da “uçti uçti karğa uçti” oynanır, cevizden yapılan “ğirğidelalar” çevrilir. Duvara yansıtılan parmaklarla kurt, tavşan, kuş gölgeleri yapılır. Gürül gürül yanan sobanın etrafında bol kahkahalı sohbetlerden sonra çocuklar başlar birbirini gözetlemeye. Bu saatten sonraki bütün merak babaannenin yanında o gece kimin yatacağıdır. Torunlar gece uykusunu babaanne ile paylaşmak için adeta yarışır ama piyango genellikle beş numaralı erkek kardeşe düşer. O biraz mızmız ve zayıf olduğu için babaannenin kanatları altındadır. Her gece başlar bitmeyen nakaratına; babaanneden masal anlatmasını ister. Her uyku öncesi ibadet  bellediği masal safhasına geçen babaanne, torunları memnun etmek için masalları kendisi mi uyduruyordu, yoksa gerçekten o kadar masalı biliyor muydu? İşte bu hiçbir zaman aydınlığa kavuşmadı.  Tekrarlanan masal asla gözlerinden kaçmaz, “Edi, him komişkuran, ağani mimeselit” (Babaanne, onu biliyoruz, yenisini anlat) diye uyarırlar. Hatta bir seferinde ‘A dida kothu şkhi tane ti monta uyonuthu’ (Bir ihtiyar kadın vardı, yedi tane de torunu vardı) diye söze başlayınca iki numaralı uyanık torun atılır, ‘Ma komuşkun, him şkhu voret’ (Ben biliyorum, o biziz) diye. Böylece Babaannenin günü kurtarma hayalleri suya batar.

Geniş zamanların mönüsü
Nana’nın kış mönüsü lahana ağırlıklıdır. Sabah bir kaybolur, öğle sularında sırtında koca çuvalla geri döner. ‘Karın altından çıkan lahananın tadı hiçbir şeyde yoktur’ diyerek başlar önceden koca tencereyle kaynattığı suya ayıkladığı lahanaları doldurmaya. Nana, önce çaxala, (Haşlama) ardından kalan yaprakları lu zeri (Lahana ezmesi) yapacağı lahanayı elle parçalar, asla bıçak kullanmaz. Sayıca kalabalık olan çocuklar da etrafına toplaşır, bir parça cici (Lahana sapı) çıksın diye dört gözle kollar. Lahana, iç yağının mis gibi kokusuyla pişerken mısır ekmeği fırına verilir. Sıcakken tereyağıyla yenen taze mısır ekmeği bayatlayınca etmağaşe yapılarak değerlendirilir. Didi, ekmek için maya ayrılması unutulunca bunu hiç dert etmez, hemen papayi cari (Mayasız ekmek) yapar sabahları. Küçük bakır kukma (Güğüm) ile kaynatılan ıhlamur, kan kırmızı rengini alana kadar kalır sobanın üstünde, günlerce inmez. Ev halkı gider gelir, doldurur bardağa içer.

Khuli’nin kasnağını babalar, örgüsünü anneler yapar
Lazona’da, kış günlerinde erkekler hemen marangozluğa soyunur. Hepsinin elinden ufak tefek işler gelir. Bu işlerde biraz daha usta olanlar tırmık (Lifani)  ve kazma, kürek, çapa sapı yapımına başlar. Anneler de yazdan kurutup sakladıkları mısır dallarından (Msva) küçük taburelerin (Khuli) oturaklarını örer. Günlük uğraşlar arasında hiç aksatılmadan sürdürülen bir faaliyet de komşu gezmeleridir. Yazın ve güzün yapılamadığı için kışa ertelenen komşu ziyaretleri kar yolları kapatsa da hızını kesmez. Yoldan daha önce geçen varsa –Bu bir kedi bile olabilir-  onun bastığı izler takip edilerek komşunun kapısına varılır. Kapıda üstündeki karları pat küt diye silkeleyen misafirin gelişi içerideki ev sahibini sevince boğar. Genç kızlar, mahallede televizyon bulunan tek evde toplanır, sıcak sobanın etrafındaki kerevite kurulur, bir yandan sohbet edip dantel örerken diğer yandan haftada bir yayınlanan Türk filmlerini çıt çıkarmadan heyecanla izler. Televizyon macerasından küçük kardeşlere düşen pay çizgi filmdir.  Sohbete laz böreği ve elde açılmış baklavayla tavşan kanı çaylar eşlik eder. Onlar ne de olsa her düğünde 30-40 tepsi baklava açan laz kadınlarının mirasçısıdır. Burada kışın yensin diye kurutulan ince hurmanın, fındığın, cevizin, yeni dünyanın  (Ntsxilimuntri) ve demir elmanın da hakkını yememek lazım.

Yenilenmenin adı: Tzanağani
Çocukluğun film karelerine düşen en canlı görüntülerden biri de yeni yıl kutlamalarıdır. Ocak (Boyuğ ayi) ayının hükümet hesabına göre 14’ü, gün hesabına göre 1’i Lazona’da yeni yıldır. Daha çok erkek çocukların katıldığı bir şenliktir shanaxani. O gün en güzel giysilerini kuşanan çocuklar ellerinde çuvallar, başlarlar ev ev dolaşmaya. Her evin kapısından ya da penceresinden boş olarak atılan çuval; fındık, fıstık, ceviz gibi yemişler ya da mısır, portakal, mandalina, elma, armut gibi meyvelerle doldurularak geri fırlatılır. Günü bereketli tamamlayanlar akşam eve dolu bir çuvalla döner. Biliyorum “Mevsim kış, her yer karla kaplı” diyorsunuz. Olsun baştan söyledik ya kış çocuklara işlemez, aksine onların düşlerini ısıtır diye... 

Şimdi bunları şehirli arkadaşlarıma anlatsam, onlara masal gelir diye düşünür camın önünde otururken. Varsın şehirliler korksun kıştan. Lazona’da kış korku değil, dinlenme mevsimidir. Bir kış vardır yorgun bedenlerin dinlenmesi için. Köyde aylar boyunca süren koşuşturmanın mükafatıdır o. Hem kar ne kadar çok da yağsa yerini baharla birlikte en güzel başlangıçlara bırakacaktır nasıl olsa, derken çalan telefonun sesiyle irkilir. Köydekiler, endişeyle ‘Eve gelebildin mi?’ diye sormaktadır. Bu sesle ayrılır düşlerden ve gerçeğe döner.  

www.lazkulturdernegi.org.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir