Laz Kültür Derneği’nin onursal üyesi Prof. Kaboğlu: 'Önemli olan insan hakları ve birey özgürlüğüdür.'
Laz Kültür Derneği’nin kahvaltılı toplantısında konuşan Prof. İbrahim Kaboğlu, ülkemizde yeni Anayasa yapmanın reçete olarak algılandığını söyledi. Laz Kültür Derneği onursal üyesi Prof. Kaboğlu, ‘Türkiye’de Anayasa fetişizmi var. Yeni bir metin sanki yeni bir topluma uygulanacakmış gibi algılanıyor. Anayasa ya kaçış ya da kurtuluş reçetesi olarak görülüyor. 1961 Anayasası hak ve özgürlükler yönünden iyi bir metindi. Ondan kurtuluş isteniyordu. Şimdi Anayasayı yenileyelim deniyor ama yenilememek için ne gerekiyorsa yapılıyor. 1961 Anayasası için halka bol gelen gömlek denmişti, 1982 Anayasası yöneticilere otorite sağlamak açısından en uygun gömlek denebilir’ dedi.
Laz Kültür Derneği’nin Kadıköy’deki merkezinde yapılan, Laz mutfağından özgün tatların süslediği kahvaltılı toplantının konuğu Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku ana bilim dalı başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, konusu ise ‘Anayasal yurttaşlık’ tı. Derneğin salonunu dolduran dinleyicilere ayrıntılı bilgiler veren Prof. Kaboğlu, Türkiye’de ‘Anayasal yurttaşlık’ teriminin ilk olarak 1992 yılında dönemin Başbakanı Süleyman Demirel tarafından ortaya atıldığını, ancak çok fazla gündeme getirilmediğini, bu noktada Almanya’da özellikle sivil itaatsizlik alanında çalışan filozof Jurgen Habermass’ın katkıları olduğunu söyledi.
Yeni Anayasa... Neden?Prof. Kaboğlu, Türkiy’de bir yıl kadar önce sivil bir Anayasa yapmak için girişimlerde bulunulduğunu, ancak bunun nasıl yapılacağı belli olmadığından insanların ‘Bu bile bize yeter, daha kötüsünü yapmayın’ noktasına getirildiğini ifade etti. 1961 ve 1982 Anayasalarının darbeler sonrası yapıldığını, olağan dönemlerde Anayasa yapmanın ileri kültür düzeyi gerektirdiğini belirten Prof. Kaboğlu, ‘Neden yeni Anayasa?’ diye sordu ve arkasını ‘Yeni Anayasayla hangi yeni kurallar, kurumlar, yeni denge mekanizmaları gelecek? Türkiye’ye soluk aldırıcı önlemler mi olacak? Yeni kurallar kapsayıcı ve kucaklayıcı mı olacak? Yoksa indirgeyici bir Anayası mı olacak?’ şeklinde getirdi.
Yeni yapılacak Anayasanın bütün yurttaşları kucaklaması gerektiğine değinen Prof. Kaboğlu, ‘Öyle bir Anayasa olmalı ki herkes kendini bulsun, kimse dışlanmasın. Hep söylenir ya Hakka’deki çobanla, Çankaya’daki Cumhurbaşkanı aynı kurallara tabi olsun, buna inansın diye. İşte bu duygu Anayasal yurtseverlik kavramını oluşturuyor. Türkiye Cumhuriyeti kavramı en güçlü şekilde bunu sağlıyor. İnsan ile devlet arasındaki bağ yurttaşlıktır. Yoksa Türk, Kürt, Laz, Çerkez vs olmak ya da kadın-erkek olmak değil. Kişi kendini istediği gibi tanımlayabilir, bunu başkası belirleyemez. Ben Laz’ım diye kendimi niteleme hakkım var, başkasının yok. Kimse kimseye sen şusun ya da ben asli unsurum, sen değilsin şeklinde bir ithamda bulunma hakkına sahip değildir. Anayasa bu topraklarda hem birlikte yaşamanın güvencesi hem de farklılıkları özümseyebilmenin yoludur.’ dedi.
Memleket sorunlarını çözecek mi?
Toplantının ikinci bölümünde dinleyicilerden gelen ‘Türkiye’de yeni bir anayasa yapılması mevcut sorunları çözer mi?’ sorusuna, ‘Siz çok iyi bir Anayasa da yapsanız durumu çözemesziniz.’ şeklinde cevap veren Prof. Kaboğlu, ‘Çünkü bizde ben iyiyim, başkası kötüdür anlayışı var. Dünyada mükemmel bir Anayasa metni olmamıştır. Anayasa, kendi başına bir reçete değil, bir araçtır, ortak pakttır. Anayasanın dengeler metni olması, yapılar arasında denge kurması önemlidir.’ dedi. Türkiye’de kollektif bir çalışma yapmanın zor olduğuna değinen Kaboğlu, yine de görevin Anayasacılara düştüğünü belirtti. Sonuç olarak; Türkiye’nin dışarıya kapalı olmasının mümkün olmadığını söyleyen Kaboğlu, sözlerini ‘Bizimle Avrupa arasındaki en önemli fark şu: Onlar tartışarak çözüyor, biz tartışamıyoruz. Birey özgür değilse, sizin ona verdiğiniz kimlik fazla anlam taşımaz. Eksiklik insan hakları ve birey özgürlüğü temelinde var. Toplumumuzda farklılığı kabul etme, empati yapma gibi konularda olumsuz özelliklerimiz fazla ama ortak olumlu özelliklerimiz az. Biz diyoruz ki ne olduğumuz, kim olduğumuzdan çok ortak değerlerimiz önemli. İnsan hakkı, birey hakkı gibi’ şeklinde noktaladı.
Prof. İbrahim Kaboğlu kimdir?
Prof. Dr. İbrahim Özden Kaboğlu, 1950 yılında Artvin - Borçka’da doğdu. Bursa Atatürk Lisesi’nin ardından 1974’te Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Bir süre İçişleri Bakanlığı’nda görev yaptı. 1978’de Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ne Anayasa Hukuku asistanı olarak atandı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde başladığı doktorasını 1981’de Fransa’da tamamladı. AİTİA Bolu Sevk ve İdarecilik Yüksek Okulu’nda (Gazi Üniversitesi İdari Bilimler Yüksek Okulu) Anayasa ve İdare Hukuku okuttu. 1983 – 1990 yılları arasında Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde görev yapan Prof. Kaboğlu, 1990 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne atandı. Halen bu fakültede Anayasa Hukuku ana bilim dalı başkanı olarak görev yapan Kaboğlu, Fransa’da farklı üniversitelerde “Professeur invite” unvanıyla ders vermektedir. Anayasa ve insan hakları konusunda yayınlanmış birçok eseri bulunan Kaboğlu’nun Kemal Akkurt’la birlikte hazırladığı son çalışması “İnsan Hakları Danışma Kurulu Raporları” adını taşıyor.